Köşe Yazıları

Okulları Neden Sevmiyoruz?

Öyle bir yer düşünün ki ;  Müdürü olsun. Koridorlarında nöbetçiler olsun. İçeriye giriş çıkış saatleri, hava alma dakikaları belli olsun. Otoriter bir yapısı  olsun. Sessiz olma zorunluluğu ve kıyafet zorunluluğu olsun. Yemek almak için,tuvalete gitmek için sıra bekleme zorunluluğu olsun. Kurallara uyulmadığı zaman ceza uygulanıyor olsun. Karar vermek için inisiyatif kullanamamak. Sizce bu anlattığımız okul mu hapishane mi ?

İşte bu soru üzerinden ‘okulları neden sevemiyoruz’ sorusuna cevap verilecektir. Bizim hem okullarımızı dizayn etme hem de eğitimimizi tanımlama problemimizden kaynaklanıyor her şey. Bizler çocukları mutlu etmek ya da çocuklara özgür alan bırakma üzerine okulu ve eğitimimizi tasarlayamıyoruz. Tam aksine çocukları sınırlılıklar altına nasıl alacağımız ile ilgili planlar üzerine tasarımımızı yapıyoruz. Okul kurallarını içselleştirtmek yerine öğretmenleri gardiyan, öğrencileri suçlu psikolojisine sokuyoruz ve diyoruz ki öğrenciler öğretmenleri çok sevmelidir. Ya da öğretmenler öğrencileri çok sevmelidir diyoruz.

Aslında mesele bizim ‘eğitim’ tanımımızla, İngilizcedeki ‘eğitim’ tanımını karşılaştırınca çözülüyor. Bizdeki ‘eğitim’ tanımı şöyle ; bireyde istendik yönde gerçekleştirilen kalıcı ve izli davranış değişikliğine eğitim denir. Yani biz bizim istediğimiz yönde bireyi değiştirmeye eğitmek diyoruz. Peki İngilizcede ne anlama geliyor? ‘Education’ ( eğitim ) ; varolanı açığa çıkarmak, potansiyeli ortaya çıkarmak, dik durmak anlamına geliyor. Yani bir tarafta istenildiği gibi eğip, bükmek diğer tarafta ilgi ve yetenekleri doğrultusunda potansiyelini ortaya çıkarmak üzerine kurulu bir anlayış mevcut.

Şimdi soru şu? Hangi tanımı yapan toplumun çocukları mutlu bireyler olarak yetişir ve okula severek gelir gider. Ya da soruyu biraz değiştirelim. Siz olsaydınız ilgi ve yetenekleriniz doğrultusunda eğitim veren okulda mı kuralları içselleştirip, sınıftan çıkmak için can atardınız yoksa ilgi ve yeteneğiniz ne olursa olsun belli bir yönde eğitilmek istediğiniz okulda mı ?

Aslında tüm mesele burada çözülüyor. Biz zaten toplum ya da millet olarak dayatmayla hiçbir şey yaptırılamayan, dayatılan şeyin tam aksini yapmayı severiz. Bu yüzden bize eğitimde de bir şeyler dayatıldığında yapmak istemiyoruz. ( çimlere basmayınız levhasını görünce içinizdeki çimlere basma hissiyatını düşünün) işte bu yüzden okul; bir takım şeylerin dayatıldığı yer olmaya devam ederse asla sevilen, koşa koşa gidilen mutlu vakit geçirilen bir yer olamayacaktır. Ama doğru planlanır, müfredat hafifletilir, teneffüsler boş değil de aktivitelerle doldurulur, ilgi ve yetenekler belirlenip buna göre hareket edilir, öğrencilere daha çok sorumluluk verilir, aileler de bu uygulamalara destek verirlerse işte o zaman okullar; çocuklarımızın seve seve gittiği, mucizeler yarattığı bir yer haline gelecektir.

Bütün çocuklarımızın okullarına koşa koşa gittiği ve kendilerini gerçekleştirebildiği toplum olma dileğiyle sevgiyle ve bilgiyle hoşçakalın…

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu